Showing posts with label fransa. Show all posts
Showing posts with label fransa. Show all posts

Thursday, January 9, 2014

Hatırlayamıyorum :)



Ne kadar çok fotoğraf çekersem çekeyim, 
hemen hemen  hepsini, çektiğim anı, ne düşündüğümü hatırlıyorum.
Özellikle de tatil fotoğraflarımı ( neden bilmiyorum :))

Hadi diyelim bakar bakmaz hatırlayamadım, öncesinde sonrasında neler çektiğime bakınca da
"tamam, şimdi hatırladım " diyorum ve rahatlıyorum.

Hatta çektiklerim kadar, çekemediğim, kaçırdığım anları da anımsıyorum, 
tekrar sinir olabiliyorum kendime.

Ama bu paylaştığım fotoğraf var ki,
kesinlikle en ufak bir kayıt yok !!!
Sabahtan beri öncesine, sonrasına bakıyorum, yok olmuyor, hatırlamıyorum.
Bizimkiler olmasa içinde, biri koyup gitmiş diyeceğim  klasöre :)





Monday, October 28, 2013

ve son Paris yazısı; Disneyland


Bu gidişe bir son vermeli,
gezi yazılarımı bitirmeli,
evde geçirilen zamanların hava muhalefeti nedeniyle artmasıyla ,
biraz Bulut’la biraz kendi kendime çalışmaya tekrar başlamalı…
Bu kaçıncı plan program dememeli,
verilen sözler dosta düşmana karşı tutulmalı,
arşivlediklerim yerlerinden çıkarılmalı,
itinayla, yeni fikirlerle harmanlanmalı,
kaldığım yerden devam etmeli… :)


son Paris yazısını yazmamak için şiir bile yazıyor insan :)
ama ne yapalım eldeki avuçtaki fotoğraflar bitti.
hem zaten Nesli’de Paris’den yeni geldi.
Missss gibi yazıları başlamadan,
ufaktan ufaktan ben kaçıyorum :)
son Paris yazım baykuş gözüyle Disneyland,
iyi seyirler… :)


Paris’e giden her çocuklu aile gibi bizde soluğu Disneyland’da aldık :)
ve fotoğrafların aydınlık olmasına bakmayın, tek kelimeyle de donduk !


Hollanda yazılarımda da belirttiğim gibi siz tişörtlü gezenlere, aylardan haziran olmasına aldanmayın,
hava yoruma açık olmayacak kadar soğuktu.


Yola çıkarken dört mevsime göre hazırlanmaya alışık olduğumuzdan
paltolarımızla mutlu mutlu Disneyland’a  ulaştık.
(Buarada parka ulaşım son derece rahat ve kolaydı)


Bizim yaş itibari ile gidiş nedenimiz Mickey Mouse’du.
O’nu görüp, fotoğraf çektirmemizle de tüm işimiz bitti !
Verdiğimiz giriş ücretlerini düşünüp içimiz yansa da, Bulut’un olaydan memnun kalması da az bişey değildi  :)


20. yılı nedeniyle Disneyland’da pek çok özel etkinlik olsada,
bunlar Bulut’u pek bağlamadı.


Sadece gittiğimiz dönemde okullarında aynı konuyu işlediklerinden,
ülkeler ve yerel giysilerin tanıtıldığı  bölüm ilgisini dağıtır gibi oldu.
Onun dışında Mickey Mouse önde biz arkada parkı gezdik durduk :)


Singapur’a gittiğimiz dönemde de Madagaskar favorimizdi mesela.
O nedenle canım Universal Stüdyoları Bulut için “Madagaskar” olmuştu.


Kısacası istediği kadar süslesinler, yeni yeni aktiviteler koysunlar,
her çocuk parka kendi kafasında kurduladıklarıyla  girip , onlarla  çıkıyor.


Ancak siz ebeveyn olarak  hayran hayran fotoğraf çekiyorsunuz o ayrı :)
Hangi milletten olursa olsun her anne-baba,
“aman çocuğumda o kadar Disneyland’a gitti,hem anı olsun, hem FB’a konu olsun”
içgüdüsüyle şakır şakır fotoğraf çekiyordu.
Kız çocuklar annelerinden gelen genlerle biraz fotoğraf olayına konsantre olsalarda çoğu erkek çocuk bıkkın bıkkın objektife gülümsemeye çalışıp, parktaki arayışlarına devam ediyordu.


Benim genel gözlemim bu tema parklarının ziyaretçileri iki gruba ayrılıyor.
Birinci grup parka hakkını sonuna kadar verenler. Her köşede fotoğraf çektirip, her aktiviteye katılanlar.
İkinci grup ise olaya biraz fransız kalanlar :)
Gururla söyleyebilirim ki biz ailecek ikinci gruba dahiliz.
İster korkak deyin, ister kontrollu öyle her “oyuna” kolay kolay gelmiyoruz :)


Neyse ister birinci, ister ikinci gruba ait hissedin kendinizi,
parkta sabaha kadar fotoğraf çekebilir, onlarca da yazı yazabilirsiniz.
O nedenle fotoğraf paylaşımını ben fazla abartmış olmayayım.

Ulaşım,gezi programları, ücretler gibi detaylara da
Disneyland’ın resmi sitesinden ulaşabilirsiniz.
Gelelim benim çekmekten de paylaşmaktan da hiç bıkmayacağım  fotoğraflara
Karakterini ortaya koymuş, buralar benim mekanım diyen çocuk fotoğraflarına… :)

Şuna bakar mısınız…
sanki girdiği gibi tarayacak içerdekileri :)


” Anneee…
bineceksen bin arabaNa, yoksa seni kucağıma almayacağım !”


Çirkin prenses yoktur,
kötü makyöz vardır… :)


Ben bu kıza  bayıldım !
Keşke yetişkinlerde böyle her zaman her yerde istediğini yapabilse :)


Bu kadar abartılı mekanlardan sonra Bulut’da da bir duruş farkı oluştu tabii !
Parktan çıktığımızda kendini gerçek bir star olarak hissediyordu :)


Bir Paris yazısının daha sonuna gelirken, yapımda, yayında emeği geçen herkese teşekkür eder,
Hepimizin Cumhuriyet Bayramını kutlarım !

Thursday, August 29, 2013

Sacre Coure


 Montmartre'de Sacre Coure Bazilikası,
Paris'e gidip de görmeden dönmeyeceğiniz yerlerden biri.
Şehrin en yüksek noktası olması nedeniyle hem güzel bir Paris manzarası ,
hem de merdivenleri ve geniş çim alanlar ile de güzel bir dinlenme alanı sunuyor.
Sacre Coure'e biz metro ile gitmeyi tercih ettik.
Hem metroyu sevdiğimizden, hem de pratik geldiğinden.
Ama gezerek gitmek isterseniz de otobüsle de gitmek mümkün.



Sacre Coure 'e ulasıp, merdivenlerin başına geldiğinizde,
yorgunluktan mı, çogunluğa uymak istemekten mi insanın kendini hemen çimlere atası geliyor.




Bir şeyler atıştıranların, güneşlenenlerin, fotoğraf çektirenlerin yanında biz de  yerlerimizi aldık.
Biraz dinlendikten, çevremizi seyrettikten sonra da başladık merdivenleri tırmanmaya.
Vietnam'dan sonra sanırım gözüm fazla korkmuş ,
merdivenlerin sayısını olduğundan fazla algılamışım.
Ne zaman başladık, ne zaman bitirdik hiç anlamadık.
Hatta Bulut kendisini taşımamızı bile istemedi, o kadar kolay çıktık :)




Bölgenin sanatsal durumu nedeniyle, pek çok öğrenci grubu da merdivenlerde, çim alanlarda eskizler yapıyor ki,
bence bu da Sacre Coure ve çevresi kadar görülmeye değerdi.
Bazı insanlar farklı bir yetenekle yaratılıyorlar gerçekten.




Unutmadan her ne kadar ortam güzel, merdivenler kolay çıkılıyor, gözünüz korkmasın desem de,
enerji tüketimi kaçınılmaz oluyor haliyle.
Bu nedenle tepeye çıkmadan önce ,gördüğüm en güzel şekerci dükkanına da bir uğrayın derim.
"La Cure Gourmande"
Fransızca ismini yazınca daha havalı duruyor tabi :)
Ürünleri taze, çeşitli falan ama ben en çok içinde satıldıkları kutulara bayıldım.
Hepsi eski kitaplardan, filmlerden alınmış gibiydi.




Tatil öncesi bir de size komik olay...
Turist dediğin umduğunu değil bulduğunu çekermiş.
Benim ki de o hesap oldu.
Şekerlerimizi aldık, Bulut'un izin verdiğince gezdik, dinlendik , fotoğraflarımızı çektik
dönüş yolumuza geçtik ki
fotoğraf çekimine gelmiş gelin ve damadı gördüm kalabalığın arasında.
Bir sevindim sormayın, dunyanın en romantik şehrinde,
hem de son derece fotografik duran merdivenlerde,
benim de çektiğim bir düğün fotoğrafım olacaktı.
İyi olur, kötü olur, izin alırım, alamam deneyeceğim dedim.
Maksat anı olsun dedim, ve oldu da :)
Çektiğim bir kaç kareden sonra,  ön cepheden de çekim yapmak için merdivenleri inip, gelinle damadın önlerine geçtim
ve dondum kaldım !
( O halimi de birinin fotoğraflaması lazımdı)




Bir kaç saniye sonra kendime geldikten sonra da  fotoğrafımı çektim.
Böylelikle benim de, dünyanın en romantik şehrinde çekilmiş,
uzakdoğulu bir düğün fotoğrafım olmuştu :)




Çiftimize mutluluklar,
bize de İyi Tatiller..
:)

Friday, August 16, 2013

Az sonraaaaa



Çok çalışıyoruz, çok !
Düşmüyor ellerimizden kağıt kalem.
Sırf  bu yüzden,  anlatacaklar birikse de,
sabrediyorum, tutuyorum kendimi.
:)



...

Kısa bir zaman sonra, sizi biriyle tanıştıracağım.
Öyle güzel bir zamanda hayatıma girdi, yeni bir soluk , heyecan getirdi ki günlerime...
Birbirimizi yeni yeni tanımıza rağmen ben onu çok sevdim.
Sizinde seveceğinizi düşünüyorum.

...

Şimdilik benden bu kadar.
Çok güzel bir haftasonu dileğiyle !

Friday, July 12, 2013

Paris/Metro


” Hollanda fotoğraflarımı paylaşmaya Efteling ile devam edecektim ama
bunaltıcı sıcaklardan olacak kararımı değiştirdim.
Daha az güneşli mekanlarla devam edeyim istedim :)
Yolumuz  Amsterdam’dan sonra Paris’e düştü.
Gitmeden önce fotoğraf çekmek için kurduğum hayallerde suya :)
Çünkü daha ilk  görüşte o kadar etkilendim ki, şehri vizörün arkasından görmek istemedim.
Belki üçüncü, dördüncü gidişimiz de fotoğraf çekmek için dolaşabilirim sokaklarında :)




Bence Paris’e  ilk gelişte  avare avare dolaşmalı, istenilen yerlerde istenildiği kadar molalar verilmeli ,bol bol kaybolmalı..
ikinci , üçüncüsü gelişte  müzelerini, galerilerini gezmeli,bol bol alışveriş yapmalı,
marketlere özel zaman ayrılmalı, gerekirse tek tek ürünlerin etiketleri okunmalı..
sonraki gidişlerde , heyecanımız yavaş yavaş azalmaya başlandığında fotoğraf çekmeye yeltenmeli.
Aksi taktirde insan hem şehrin keyfini çıkaramıyor, hem de kendini nafile bir çaba içerisinde buluyor
Yolumuzun sık sık bu şehre düşmesini diliyor,
çektiğim fotoğrafları paylaşmaya
Paris metrosundan başlıyorum.
Bilindiği gibi Paris metrosu dünyanın en eski ve en büyük metrolarından biri .
Aynı zamanda da kentin önemli simgelerinden .
Pek çok noktada yer alan metro işaret levhaları da bu özelliğini güçlendiriyor.




 Kent içi ulaşımda çoğunlukla metronun kullanılması nedeniyle,
neredeyse yer üstünde geçirdiğiniz zaman kadar önemli bir zamanı da ,yerin altında geçiriyorsunuz.
Hızlı hızlı bir yerlere yetişmeye çalışanlar, bekleyenler, alışveriş yapanlar,
gazete bayiileri, kitapçılar, küçük cafeler, barlar…




Günlük yaşama dair pek çok  detayı burada  takip etmek mümkün.
Sanırım bu yüzden ben metroyu , istasyonlarını, bağlantı yollarını çok sevdim.
Çok eski, yer yer çok bakımsız olsa da gerçek yaşama dokunabildiğiniz yerler.
Biryerden bir yere giderken, istasyonlar arası koşturmaktansa,
yer altında da ağır ağır yürümenizi tavsiye ederim.




İstanbul’da Tünel’i de çok severim.
Uzunlukları kıyaslanmasa da Paris Metrosu ile Tünel’i çok benzettim birbirine
ve belki de bu yüzden de metro çok tanıdık geldi, çok hoşuma gitti.




Paris metrosunda beni en çok etkileyen ise
tavan ve duvarlarda kullanılan seramikler  oldu.




Seramiklerin, eskiliğini, zarifliğini ve detaylarını çok beğendim ve
zamanımız olsaydı daha pek çok detayını çekmek isterdim.
















Yeraltında dikkat çeken ikinci şey ise
İstasyonlarda, geçiş noktalarında kısacası metronun pek çok yerinde
kullanılan renk renk afişler.


 


Bu afişlerle mekanlar daha bir canlanıyor,
tenha olan geçişler  rahatsız etmiyor,
insan kendini daha bir Paris’te hissediyor…




tabii 4 yaşında ki çocuğunuzla
mümkün olduğunca :) 



Mutlu Haftasonları… “

diye yazmıştım.

Ama gün geçmiyor ki yazdıklarımız, yaptıklarımız anlamsız kalmasın.
Günlük , sıradan ,basit yaşamlarımıza dönmeye çalıştığımız için vicdan azabı çekmeyelim.

...


I wanted to continue sharing my Holland photos with post about Efteling but changed my mind and decided to share less sunny picture since the weather has been incredibly hot in Istanbul  :)
After our short Holland trip, we went to Paris.
When we were planing our trip, i dreamed to take lots of pictures of the city but since i loved city’s atmosper very much, i did not want to spend too much time behind the camera.
I think first time in Paris ,you should just walk on the steets, have  breaks where ever you want and feel the city, then you should visit museums, galeries and do shopping…
when your excitements start to drop off , you can take photos.
Otherwise you can not to enjoy the city ,since trying to take photos.
As i mentioned before, it was our first time in Paris and hope to visit the city again.
I’d like to start sharing my Paris photos with Metro ..
Enjoy !